Hazıra Konan Çocuk / Köşe Yazısı
Hazıra Konan Çocuk, Fırtınaya Dayanamaz
Eğitimdeki en büyük tehlike: Emek vermeden sahip olma yanılgısı.
Artık şu gerçeği kabullenelim: Bu ülkenin en büyük eğitim sorunu müfredat, sınav sistemi ya da teknolojik yetersizlik değil. En büyük sorun, çocukların her şeyi hazır beklemesi. Hazır bilgi, hazır ödev, hazır sunum, hazır başarı. Ve biz yetişkinler olarak bu tembelliği teşvik ediyoruz.
Bir dönem “ezberci eğitim kötü” diyorduk, doğrudur. Ama şimdi geldiğimiz noktada “çabacı eğitim” bile kalmadı. Çocuklar artık bilgiyi araştırmıyor, çabalamıyor, üretmiyor. “Hocam özetini verin, ben ezberleyeyim” cümlesi sıradanlaştı. Her şey kısa yoldan, kolay yoldan, zahmetsizce olsun isteniyor.
Telefon açılıyor, yapay zekâya “bana bunu özetle” deniyor. PDF indiriliyor, “benim yerime not çıkar” deniyor. Ödev yükleniyor, “bana slayt hazırla” deniyor. Biz de bunu “teknolojiye ayak uydurmak” diye alkışlıyoruz. Oysa farkında değiliz: hazıra konan çocuk, yarın hayata dayanamıyor.
"Fanusta büyüyen çocuk, fırtınaya dayanamaz."
Bir çocuğun karakteri sınavda aldığı notla değil, bir işi yaparken gösterdiği sabırla belli olur. Biz o sabrı elinden aldık. Bir zorlukla karşılaştığında hemen pes ediyor; çünkü hep biri kurtardı onu. Velisi uyardı, öğretmeni hatırlattı, sistem affetti, internet cevap verdi. Bu kadar yardımın içinde, çocuk yardıma muhtaç kaldı. Oysa eğitim denen şey, “yardım edilmeden yapabilme” sanatıdır.
Gerçek öğrenme; zorlukla boğuşurken, deneye yanıla ilerlerken gerçekleşir. Ama biz çocukları o sürece bırakmıyoruz. Hata yapmasın diye her şeyi önceden hazırlıyoruz. Sonra da “neden özgüveni yok, neden sorumluluk almıyor” diye şaşırıyoruz. Süreç görünmezse, gelişme görünmez.
Bugün öğrenciler çok şey “biliyor” gibi görünüyor. Ama o bilgi onların değil, internetin. Bir cümle kurarken “yapay zekâ daha iyi yazar” diyorsa, orada eğitim bitmiştir. Sadece sonuç var, süreç yok. Sadece not var, emek yok. Sadece ürün var, üretim yok. Makyajlı not, gerçeği saklar; eksik öğrenmeyi büyütür.
Hazıra konarak büyüyen çocuk; sınavda, hayatta ve toplumda ilk zorlukta çöküyor. Çünkü beyin çalışmadığında kas erir.
"Düşünmeyen çocuk, düşünen yetişkin olamaz. Düşünen yetişkin yetiştiremeyen toplum, düşünmeyi tehlikeli bulmaya başlar."
Bu sadece bireysel bir sorun değil. Bir ülkenin geleceği, çocuklarının el emeğine, alın terine, sabrına bağlıdır. Biz sabrı unuttuk. Hazıra konan çocuk, yarın “hazır maaş, hazır mevki, hazır saygı” bekleyecek. Çünkü çaba göstermeden sahip olmayı normalleştirdik. Bugün “ödevini kendin yap” diyen öğretmene kızan veli, yarın liyakatsiz yöneticinin zeminini hazırlar. Hazır ödevden hazır koltuğa uzanan bir zincir bu. Ve zincirin her halkası, toplumu biraz daha paslandırır.
Çocuğa iyilik yapmak istiyorsak her şeyi kolaylaştırmayacağız. Tam tersine, biraz zorlaştıracağız. Hata yapsın, düşsün, denesin, başarısız olsun. Ama sonunda kendi başarısını “hazırdan” değil, hazır oluşundan alsın. Eğitim, zorlukla yoğrulmadan değerini bulmaz. Çalışanla çalışmayan arasındaki fark kapatılmasın; hakkaniyet motive eder.
Bir milletin çocukları emek vermeden kazanmayı öğrenirse, bir gün herkes kaybettiğinde şaşırmayın.



